Tatu.Go-Board ' a Hoş Geldiniz...

Tatu.Go-Board Paylaşımda 1 Numara...
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Türk Halkına Yol Gösteren Veciz Sözleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
Torkinos
Admin
Admin



Yaş : Kayıt tarihi : 07/08/08 Mesaj Sayısı : 121 Nerden :

MesajKonu: Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Türk Halkına Yol Gösteren Veciz Sözleri Çarş. Ağus. 13, 2008 10:14 am

Afgan milleti ile menşei Orta Asya olan ecdadımızın arasındaki münasebetler ve uhuvvet rabıtaları pek kadimdir. Tarih kayıtları Afganlı ve Türk büyükbabalarımızın bugünkü siyasi hudutlarımızın haricindeki sahalarda dahi devlet kurmakta yekdiğerine halef selef olduklarını göstermektedir. (20.05.1928)



Ama biz de çökmeye mahkumuz. Hem de aynı sebepten!.. Gerçi Akdenizin, Kızıldenizin, Hint Okyanusunun eteklerindeyiz ama herhangi bir denize açılacak kudretimiz yok. Deniz kuvvetinden yoksun bir kara kuvveti olarak yarımadamızı, kara kuvvetlerini getirebilecek olan bir deniz kuvvetine karşı asla savunamayız!



Anadolu’yu gözönüne getirmenizi rica ederim. Anadolu; bütün Asya’nın, bütün mazlumlar dünyasının zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir vaziyette bulunmaktadır. Anadolu bu vaziyeti ile bütün zulümlere, hücumlara, taarruzlara maruz bulunuyor. Bu hücumların umumi hedefi bütün Şark’tır! Anadolu her türlü tasallutlara, taarruzlara karşı bütün mevcudiyetiyle nefis müdafaası etmektedir. Anadolu bu müdafaası ile yalnız kendi hayatına ait vazifeyi ifa etmiyor. Belki bütün Şark’a müteveccih hücumlara set çekiyor! Bu hücumlar elbette kırılacaktır! Bütün bu tasallutlar mutlaka nihayet bulacaktır. İşte ancak o zaman Garp’te, bütün cihanda hakiki sükun, hakiki refah ve insaniyet hüküm sürecektir! (18.10.1921)



Ancak devlet ferdin yerine geçmemeli, ferdin şahsi faaliyeti ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her yönden olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki hürriyet ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel meydana getirmemek demokrasi prensibinin mühim esasıdır. Kişiliğin gelişmesinin engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını oluşturur.



Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler ortaya çıktı.



Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.



Avrupa ülkelerinde duygular, fikirler Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaşmıştır! Ve bu yoğunlaşma yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Nihayet "Türkiye'yi ıslah etmek", "Türkiye'yi uygarlaştırmak" gibi bir takım bahanelerle Türkiye’nin iç hayatına, iç yönetimine sızmışlardır! Bunun etkisi altında kalarak milletin, en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur.



Avrupa’nın en önemli devletleri, Türkiye’nin zararıyla, Türkiye’nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır! Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere’nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Fransa, İtalya, Almanya da aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlenmişlerdir.



Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.



Azerbaycan ile Türkiye arasında mevcut kardeşliğin tevlit ettiği rabıtadan başka Azerbaycan’ın diğer dostlarımızla temas noktasında bulunması da haiz-i kıymet ve ehemmiyettir. Coğrafi vaziyeti gözönüne getirilirse, filhakika Azerbaycan’ın Asya’daki kardeş hükümet ve milletler için bir temas ve telakki noktası olduğu görülür. Azerbaycan’ın bu mevki-i mahsusu vazifesini pek mühim kılmaktadır. (18.10.1921)


*********************************

Bağımsızlık, benim karakterimdir.

Balkan Birliği’nin temeli ve hedefi karşılıklı siyasi müstakil mevcudiyete saygı ile dikkat ederek, iktisadi sahada kültür ve medeniyet vadisinde teşrik-i mesai eylemek olunca, böyle bir eserin bütün medeni beşeriyet tarafından takdirle karşılanacağına şüphe edilemez. (25.10.1931)

Balkan milletleri bugün Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Yugoslavya ve Türkiye gibi müstakil siyasi mevcudiyetler halinde bulunuyorlar. Bütün bu devletlerin sahipleri olan milletler asırlarca beraber yaşamışlardır. Denebilir ki, Türkiye Cumhuriyeti dahil olduğu halde, son asırlarda vücut bulan bugünkü Balkan devletleri Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının tarihi neticesidir. Bu itibarla Balkan milletlerinin asırlara şamil müşterek bir tarihi vardır. Bu tarihin elemli hatıraları varsa, onlara sahip olmakta bütün Balkanlılar müşterektir. Türkler’in hissesi ise, daha az acı olmamıştır.

Bana insan üstü bir doğuş yüklemeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.

Baylar, mirasçısı olduğumuz Osmanlı Devleti’nin dünya gözünde hiçbir değeri, saygınlığı ve onuru kalmamıştı. Uluslararası hukukun dışında bırakılmıştı. Sanki güdüm ve kısıtlama altına alınmış sayılıyordu.

Bazen aşırı derecede kuşkulu davranıyorsak, bize çok pahalıya mal olan hürriyetimizi kaybetmek konusundaki korkumuzdandır. (29.10.1923)

Ben, yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli istiklal bence bir hayat meselesidir! (24.01.1921)

Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir!

Benim, Türk ulusunun varlığı için, bağımsızlığı için, egemenliği için, yüzde yüz elde etmek ve sağlamak zorunda olduğu temel hakların, dünyaca tanınacağına hiç kuşkum yoktu. Çünkü, gerçekte bu temel haklar güçle, hak edişle ve eylemli olarak alınmıştı. Konferans masasında istediğimiz, gerçekte elde edilmiş olan hakların yöntemine göre yazılıp onanmasından başka bir şey değildi. İsteklerimiz açıktı ve doğal haklarımıza dayanıyordu. Bundan başka, haklarımızı korumak ve sağlamak için, gücümüz de vardı; gücümüz de yeterliydi. En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi elde etmiş, onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi yine eylemli olarak kanıtlamış olmamızdı.

Binaenaleyh Cenab-ı Hakk’ın milletimizi meftur kıldığı istidat ve kaabiliyeti azami derecede inkişaf ettirmek ve memleketimize bahşeylediği bilcümle kuvvet ve servet kaynaklarından azami surette istifade için bundan böyle hiç bir fırsat ve vakti ziyan etmiyerek çalışmaya mecburuz. (06.12.1922)

Bir an için bütün bu maziye gömülmüş olan hatıralardan sarf-ı nazar etsek bile, bugünün hakiki icapları, Balkan milletlerinin devrin hürmet ve riayete mecbur kıldığı yepyeni şartlar ve kayıtlar ve geniş bir zihniyet altında birleşmelerindeki faydanın büyük olduğunu göstermektedir.

Bir devlet ki, kendi uyruklarına saldığı vergiyi yabancılara salamaz, gümrük işlemlerini, resimlerini memleketin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten uzaktır... Ve bir devlet ki, yabancılar üzerinde yargılama hakkını uygulayamaz... Böyle bir devlete elbette bağımsız denemez! (17.02.1923, İzmir İktisat Kongresi)

Bir dindaşınız olarak aramıza sokulan ve bizi ayırmış olan fitneye, nifaka kulak vermemenizi rica etmekteyim. Bütün anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalıyız. Ve silahlarımızı memleketimizi bölmek isteyen düzenbazlara çevirmeliyiz. Dinimizin imansız düşmanlarının vaadlerine güvenmeyiniz! (Suriye’de dağıtılan bildiriden)

Bir gün bana

- Programınız nedir? diye sorulduğunda Napolyon’un;

- Ben yürürüm. Programım kendiliğinden çıkar, dediğinin hatırlatılması üzerine

- Ama o türlü giden sonunda başını Saint Helen kayalarına çarpar… yanıtını vermişti.



Bir gün ressamlar Türk’ün simasını kaybederlerse, yıldırımı alsınlar, yapıversinler.



Bir keresinde İsmet Paşa’yı telefonla arayan Yusuf İzzet Paşa benimle görüşmek istediğini söylemiş. Telefonu bana verdiler:

- Beni aramışsınız, buyurun.

- Gizli emirlerinizi bildirmediniz. Yani geri çekilme gerekirse yönümüz ne olacaktır?

Çok sinirlenmiştim, daha savaşa girmeden kaçmayı düşünen bu komutana:

- Paşa, paşa, gizli emrim senin kemiklerinin orada gömülmesidir, dedim...

Bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi; mutlaka o milletin hürriyet ve istiklale sahip olmasiyle kaimdir. (1921)

Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.

Bir Türk cihana bedeldir!
Bir ulus kendi gücüne, yalnız kendi gücüne dayanmazsa, şunun bunun oyuncağı olur.

Bir ulusun doğrudan hayatıyla, yükselişiyle alçalışıyla ilişkili olan ekonomisidir. Türk tarihi incelenirse bütün yükseliş ve alçalış nedenlerinin bir ekonomi sorunundan başka bir şey olmadığı anlaşılır. (08.02.1923)

Bir ülkenin, bir ülke halkının, düşmandan zarar görmesi acıdır. Ancak, kendi soyundan, tanıdığı insanlardan vefasızlık, yıkım görmesi ondan daha acıdır. Bu, yürek ve vicdanlar için büyük acıdır.

Bir zayıf ile bir kuvvetlinin birleşmesinden söz etmiyoruz. Zira birleşmenin böylesi, zayıfın kuvvetliye esir olması demektir. (02.01.1931)

Birlik ve emelde kararlı olan ve israr eden millet, kendini beğenmiş ve saldırgan her düşmanı, eninde sonunda gurur ve saldırganlığına pişman edebilir. (1927)

Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerinin, güçleri ve bilinen amaçlarıyla Türk milletini emperyalizme araç olarak kullanmak istemelerine engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz! (20.06.1920)

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.

Biz kimseden fazla bir şey istemiyoruz!.. Dünyanın her uygar ulusunun doğal olarak sahip olduğu şeylerden bizi yoksun etmemelidirler ve haklarımızı teslim etmelidirler.

Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş milletiz. Ben şahsen bu vasıflara çok önem veririm. Bu vasıfların kendimde varlığını iddia edebilmek için, milletimin de aynı vasıflarla nitelenmesini şart ve esas bilirim!

Bizde bugün geniş ölçüde bir iktisat inkılabı gerçekleştirmek için araçların ihtiyaca nispetle istenilen derecede bulunmaması, Devlet’i vakit kaybetmeksizin memleketin iktisadi gelişmesinin gerektirdiği tedbirlerle fiilen alakadar olmaya mecbur kılmaktadır.

Bizden öncekilerin düştükleri yanılgılar yüzünden ulusumuzun sözde var sayılan bağımsızlığı kayıtlar altında bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye’yi uygarlık dünyasında kusurlu gösteren neler akla gelirse hep bu yanılgıdan ve hep bu yanlış yolda yürümekten gelmiştir.

Bize karşı yapılan rekabet hakikaten çok gayr-ı meşru, hakikaten çok kahir idi... Rakiplerimiz bu suretle inkişafa müsait sanayimizi mahvettiler!.. Ziraatimizi de rahnedar eylediler!... (Mart 1922)

Bizim nokta-yı nazarımız hakimiyetin, idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir. Bizim milletimiz heyet-i umumiyesi ile mağdur ve mazlumdur. (02.08.1920)

Bizim takip ettiğimiz devletçilik ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlığa eriştirmek için milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle iktisadi sahada devleti fiilen ilgili kılmaktır.

Bizim telakkimize göre, siyasi kuvvet, milli irade ve egemenlik, milletin bütün halinde müşterek şahsiyetine aittir, birdir. Taksim edilemez, ayrılamaz ve başkasına bırakılamaz. (1930)


Boğazlardan vazgeçemez misiniz? Adalar denizi sahilinde Yunanlılar’a bazı imtiyazlar ve Fransızlar’a bazı imtiyazlar vermek, sizi sarsmaz zannederim..." Bu sözleri bana sarfeden Kafkasya’da mümessil olan Rawlinson adında bir kaymakamdır! Görülüyor ki, İngilizler bize karşı dostluk temini teklif ettikleri zaman, bu dostluğu yalnız ve yalnız kendi menfaatleri ve ihtiraslarının temin için istemişlerdir. Yoksa bizim menfaatimize ait hiç bir teşebbüsleri olmamıştır! (24.04.1924)



Bu devlet ekonomik egemenliğini sağlarsa, o kadar güçlü bir temel üzerine yerleşmiş ve gelişmeye başlamış olacaktır ki işte gerçek düşmanlarımızın istemedikleri, bir türlü onaylamadıkları da budur. (18.03.1923)



Bu devletin dayandığı temeller istiklal-i tam ve kayıtsız şartsız milli hakimiyettir! (05.02.1923)



Bu kadar kesin bir askeri zaferden sonra bile bizi barışa kavuşmaktan engelleyen nedenler, doğrudan doğruya ekonomik nedenlerdir.



Bugün dünya yollara fevkalade ehemmiyet vermiştir. Deniz yolları, kara yolları vücuda getirmişlerdir. Hatta Avrupalılar deniz yollarından gelerek bize rekabet bile ediyorlar. Nitekim buğday memleketimizde mebzulen yetiştiği halde, yollarımızın olmaması yüzünden Amerika’dan gelen unları yemeğe mecbur oluyoruz. (15.01.1923)



Bundan böyle muharif herhangi bir devletin harb sefinelerinin boğazlardan geçmesi memnudur! (01.11.1936)



Bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız... Fakat bu sefer süngü zaferleri değil, ekonomi ve ilim ve irfan zaferleri olacaktır... Ordumuzun şimdiye kadar kazandığı zaferler memleketimizi gerçek kurtuluşa yöneltmiş sayılamaz. Bu zaferler ancak gelecek zaferimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Askeri zaferlerimizle gururlanmayalım... Yeni ilim ve ekonomi zaferlerine hazırlanalım.



Bursa ziraat memleketidir, sanat memleketidir, ticaret memleketidir, şifa memleketidir. Bursa malik olduğu tabii mahasin ve bedayiiyle ferah ve neşat memleketidir. (11.09.1924)



Bütün dünya bilmeli ki karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir.


Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve nabut edecektir! (03.01.1922)

Bütün tayyarelerimizin ve motorların memleketimizde yapılması, harb hava sanayiimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder. (01.11.1937)

Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.

Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Fakat sen buna karşı direneceksin, önüne sonsuz engeller yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana büyük derlerse bunu söyleyenlere güleceksin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.tatu.go-board.com

Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Türk Halkına Yol Gösteren Veciz Sözleri

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Tatu.Go-Board ' a Hoş Geldiniz... :: Diğer :: Güzel Sözler -